28 Nisan 2007 Cumartesi

Artemis-Kybele İlişkisi


Efes Artemisi’nin kendisiyle bir tutulan bazı tanrıçalarla arasındaki benzerlikleri ortaya koymak, onun kökenine ışık tutan önemli bir basamağı oluşturacaktır. Neolitik dönemden itibaren Anadolu ve çevre kültürlerde oldukça uzun bir döneme damgasını vuran ana tanrıça kültünün önemli bir temsilcisi durumunda, önce Kubaba daha sonra ise Kybele olarak karşımıza çıkan tanrıçayla arasındaki benzerlikler aynı zamanda Artemis’i de Ana Tanrıça’ya yaklaştıran özellikler olması açısından önemlidir.

Neolitik Dönemde yazılı belgeler henüz olmadığından ele geçen tanrıça figür inleri Kubaba olarak adlandırılamasa bile “ Ana Tanrıça” , “ Vahşi Hayvanlar Egemeni” gibi adlar tanrıça Kubaba’ya etki etmiştir. Hurri’lerin Hepat’ı, Hitit’te Arinna Kentinin Güneş Tanrıçası ile eş tutulurken, Arinna’nın Güneş Tanrıçası da Kubaba ile bir tutulmaktadır[1]. Böylece yazının bulunmasıyla birlikte başlayan tarihi çağlarda ( M.Ö. 3. bin sonları, M.Ö. 2.bin başları, Hurri- Hitit Dönemi) “Ana Tanrıça” denilen varlık yazılı belgelerde “Kubaba” olarak ad buldu.

Ana tanrıça Kubaba adıyla ağırlığını daha çok Anadolu’da hissettirirken, çağdaşı Mezopotamya’nın, Kubaba’ya kökenlik edip etmeme olasılığını da göz ardı etmemek gerekir.

Yapılan araştırmalar, Mezopotamya’da Kubaba adına oldukça az rastlandığını, dolayısıyla adı geçen bölgenin Kubaba’ya kökenlik etmekten çok tanrıçanın etkilerinin oraya dek uzandığını göstermektedir[2]. M.Ö. 2. bin yıllarında ise Anadolu ile Mezopotamya arasındaki bir bölgede bulunan Kargamış’ta daha çok bilinen Kubaba (Res. 21) yine Geç Hitit[3] şehir devletleri döneminde Kargamış[4] merkez olmak üzere aynı geleneği M.Ö. 1. bin yıl Anadolu’suna taşımıştır. Geç Hitit Anadolu’da Lydia ile Frigya arasında bir geçiş dönemidir ki aynı tanrıya bakış, Lydia ve Phrygia’da Kybele olarak karşımıza çıkar[5].

Çatal Höyük Ana Tanrıçası, Kubaba-Kybele olarak en önemli özellikleri ana, vahşi hayvanlar egemeni, doğa’nın egemeni ve tanrı anası gibi nitelikleri başta olmak üzere etkisini M.Ö. 1. bin yıl içlerine dek sürdürmüştür. Hatta M.Ö. 204 yılında Romalı rahipler heyeti tarafından Manga Mater (Büyük Ana), Kybele’yi temsil eden gök taşı (Kara İdol) Roma’ya taşınmıştır[6].

Çatal Höyük Ana Tanrıça’sında görülen Potnia Theron özelliği[7] (Res. 28) Kybele’nin de en önemli özelliklerinden biridir[8]. Aynı karakterin Artemis’te de olduğu göz önüne alınırsa, üç tanrıça arasındaki en önemli ortak noktanın “ Hayvanlar Egemeni” olmalarında yattığı izlenmektedir. Avcı tanrıça ve “ Hayvanlar Hakimesi” nin erken dönem betimlerinin örnek alındığı geç dönem eserlerde, kuş tüylerinden oluşan çelenk benzeri başlıklar görülmektedir (Res. 40 ). Bunlar Doryleion kabartması temel alınarak biçimlendirilmiştir. Bir Baktria sikkesindeki Artemis betiminde görülen ışın tacı (Res. 42 ) ise daha göksel bir sembol olmalıdır[9]. Hayvanlar egemeni ile somutlaşan vahşi doğaya egemenlik düşüncesinin yanında, “ Analık” karakteri de vardır. Ana Tanrıça ve Kybele’nin analık özelliği, daha çok Artemis Ephesia, Artemis Leukophryene ve Artemis Pergeia gibi Anadolu’lu Artemis’te görülürken[10], Helen Artemis’i Analığın aksine, bakire olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, Anadolu ve Helen Artemis’i Pothnia Theron (Res. 22) karakteri ile birleşmekte, analık özelliği ile ayrılmaktadır. Kybele ve Artemis analık ve vahşi doğanın egemeni olmaları özellikleri dışında her ikiside kule taçları (Res. 23) ile kentlerin kurucusu ve koruyucusu konumundadırlar[11]. İki tanrıça arasındaki diğer benzerlik ise, Gallos adıyla bilinen Kybele rahiplerinin Megabyzos adıyla her ikisinde de “ Büyük” anlamında olmak üzere Ephesos Artemis kültünde de devam etmeleridir[12]. Ayrıca bu gezgin-dilenci Kybele rahipleri; Agyrtes adıyla Perge Artemis kültünde de görülmektedir. Artemis Kybele ilişkisini yansıtan diğer örnek ise Ion isyanı sonrası ( M.Ö.499–494) yapılan yeni tapınağın, tanrıça Artemis’e adanmış olmasıdır. Daha da önemlisi Kybele ile Artemis’in aynı tanrıçalar olduğunun ileri sürülmesidir[13]. Anadolu’lu Artemis, Kybele’nin bir uzantısıysa eğer, Girit tanrıçası Rhea ile Artemis arasında nasıl bir ilişki vardır?

Göğüslerin çokluğu nedeniyle aldığı “ Artemis Polymostos” ( çok göğüslü Artemis) adının da gösterdiği gibi bolluğu ve bereketi de simgeler. Tüm bu özellikleriyle Kybele’nin bir devamı niteliğini taşır.

Kybele’nin rahipleri olan Gallos’ların, Efes Artemis kültünde Megabyzos adıyla devam etmiş olması olasıdır. Her iki rahip kurulunun üyeleri de hadım idiler; üstelik her iki isimde “ büyük” anlamına gelmektedir[14]. Ayrıca Kybele kültündeki bir rahip sınıfı olan Kouretler’in de Efes’te Artemis kültünde varlığını sürdürdüğünü görmekteyiz[15]. Yine Kybele kültündeki Metragyrtesler’e, yani gezgin-dilenci rahiplere Perge Artemis kültünde Agyrtes adıyla rastlanmaktadır[16].

Efes’li Artemis’in Kybele gibi analık vasıfları öne çıkmıştır. Halikarnas Balıkçısı, “doğanın ulu anası” , “kraliçe”, “hayvanların koruyucusu”, “en kutsal”, “kurtarıcı” gibi sıfatların, tanrıça’nın analık niteliklerini dile getirdiğini söyler[17].

Kaya’nın özünde Kubaba’yı algılama, kent tapınaklarında kaya cella’ları ile de olasıdır. Xhantos akropolünde arkaik dönemden bir yapı kalıntısı (Res. 24) en ulu üçlüsüne, Leto-Artemis-Apollon ‘a ait olmalıdır. Bu yapı Doğu’ya özgü bir “tapınak saray” kavramını çağrıştırır. Akropolün en yükseğinde, kayaya oturtulmuş olanın yakınındaki yazıtlardan biri Ephesos Artemisi için bir adak yazısı içerir ve tapınağın önceki dönemlerde onunla özdeş bir tanrıçaya adanmış olduğunu kanıtlar[18].

Doğurganlık ve doyurganlık Efes’in simge tanrıçasına ve Anadolu Bacıları’nın ece tanrıçasına aktarılmışsa da, o Kubaba kökenlidir. Artemis, Apasas ile birlikte doğmuşluğun, Kybele iken yerliliğin, Artemis oluşla Ege insanına armağan verilişinin tanığıdır[19]



[1] Çapar 1979, 205.
[2] Çapar 1979, 209.
[3] Çapar 1979, 210.
[4] Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi C. II 1982, 258.
[5] Hanfmann G.M.A-Waldbaum, J.C, Kybele and Artemis Two Anatolian Goddesses at Sardis Archaeology 22, 1969, 264.
[6] Kınal “Kara Tanrıça Olarak Kybele” C.I 1986, 235.
[7] Badinter 1992, 57.
[8] Haspels The Higlonds of Phriygia Sites and Monuments 1971, 110.
[9] Renkli Tanrılar 2006, 48.
[10] Çelgin 1986, 73.
[11] Çelgin 1986, 69.
[12] Çelgin 1986, 69.
[13] Çapar 1979, 196.
[14] Taşlıkçıoğlu 1954, 57–58.
[15] Çelgin 1986, 70.
[16] Çelgin 1986, 70.
[17] Balıkçı 1997, 59.
[18] Işık 1999, 20.
[19] Işık 1999, 23.

8 Nisan 2007 Pazar

AZİZ PHİLİP MARTYRİONU


AZİZ PHİLİP MARTYRİONU

Martyrion, antik kent’e hâkim bir konumda inşa edilmiştir. Yapı’ya yan kenarları çay taşı harç karışımı bir duvarla desteklenen, zemini ise kesme taş blokların yerleştirilmesi ile oluşturulmuş kutsal bir yoldan geçildikten sonra sık basmaklar halinde uzun bir merdiven ile ulaşılmaktadır. Basamaklar yamacın eğimine uygun bir konumda yerleştirilmiştir ve kuzey’e doğru çıkmaktadır. Basamakların bitiminde traverten bloklardan bir ayak ile karşılaşılır. Bu ayağın alt bölümü istiridye kabuğu şeklinde mermer bir niş görünümündedir. Kemeri yarım daire şeklinde bantlar çevrelemektedir. Ayağın doğusundan yamaç boyunca, 10–15 basamak sonra Martyrion’a ulaşılmaktadır.

Tüm kilise yapısı dörtgen bir plan içindedir ve bu dörtkenara yaslanmış 32 oda bulunmaktadır. Her bir oda taş tuğla harç karışımı duvar ile çevrili ve sekizgen mekâna dayanan bölümlerinde hafif içe girintili, üstü ise tuğla ve harçtan oluşturulmuş kemer biçiminde açıklıklar bulunmaktadır. Giriş bölümünde çeşme nişleri bulunmaktadır. Dışarıdan bir girişe sahip Martyrion’nun tabanı sıkıştırılmış topraktır. Güney tarafta apsisli bir şapel yer almaktadır. Batı tarafa ise dörtgen odalardan birine apsisli büyük bir şapel inşa edilmiştir.


Burası önemli bir Hıristiyan kült yapısıdır. Yapının en büyük merkezi mekânı sekizgendir ve sekiz adet dörtgen mekân buraya açılmaktadır. Bu mekânlar taştan büyük ayaklar, sekizgen mermer plinthoslar, kenarlarda traverten ve mermer sütunlarla taşınan üç arkad aracılığıyla açılmaktadır. Yapıda traverten bloklar hâkimdir. Traverten bloklarla beşik tonoz ve kemerler kullanılmıştır. Üst yapı ise muhtemelen ahşap bir kubbe ile örtülüydü. Zaten edinilen bilgiler ışığında, kazılar sırasında yoğun miktarda kömürleşmiş ahşaplar-erimiş kurşunlar ortaya çıkarılmış ve merkezi odanın etrafında ateşin meydana getirdiği geniş kızıllıklar bulunmaktadır. Duvarların bazı bölümlerinde tuğla harç yardımıyla oluşturulmuş antik restorasyonları da görmek mümkündür.

Sekiz sayısı tüm yapıya egemendir[1]. Yapıya üstten bakıldığında dikdörtgen içine alınmış tam bir sekizgen görünümündedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre, bu sekizgen mekânın orta zemini de mermer plakalarla kaplıdır. Bu geniş mekâna açılan sekiz adet dörtgen mekânı birbirine bağlayan geçişlerdeki her bir arkad’ın üzerinde (kilit taşı üzerinde) Bizans yâda Hıristiyanlık belirtisi haç motifleri yer almaktadır. Bu haçların bazıları daire içinde yer alırken, haçın üst kolu (p) biçimindedir. Olasılıkla patrik haçıdır. Bazıları ise, yıldız benzeri bir motif içinde görülür.

Temel eksene oturan odalar dört girişi oluşturur. Köşegen eksende yer alan odalar küçük avlulara bakarlar. Sekiz ışınsal oda koridorlarla birbirine bağlantilidır ve her bir plaster içine üçü apsisli yedi kenarı olan küçük tapınma mekanı açılmıştır. Bu küçük mekanlar olasılıkla dua etmek isteyenler için açılmıştır. Batı ve güney kenarlarda portik bulunan çevre odaları, buraya dinsel amaçlarla gelen ziyaretçilerin barınmasına ayrılmıştır. Odaların bazıları dışa bazıları ise içe açılmaktadır[2].

Sekiz sayısı güçlü bir simgesel anlam ifade etmektedir. Sekizgen, ölümsüz hayatı ve yeniden doğuşu simgeleyen vaftiz teknesinin şeklidir. Yapı, M.S. IV. Yüzyıl sonlar-M.S. V. Yüzyıl başlarına tarihlenir.

Sekiz adet dörtgen mekânın merkezi alana açılış yönlerinde iki postament yer almaktadır. Bu postamentler’inde sekizgen formda olmaları ilginçtir. Mekânın doğusunda ise, sadece sınırları belirli yarım yuvarlak apsis bulunmaktadır. Apsis, arka bölümde taş harç karışımı bir duvar ile desteklenmektedir.

Köşegen eksende yer alan odalar küçük üçgen avlulara bakar. Sekizgen sekiz oda koridorlar aracılığıyla birbirleri ile bağlantılıdır. Her bir plaster içine küçük odacıklar açılmıştır, olasılıkla bunlar dua etmek için ayrılmış küçük tapınma yerleridir. Yapının büyük bölümü kireçtaşından yapıldığı gibi, taş dolguda kullanılmıştır. Dörtgen planlı odalarda duvarlardaki dolguda taşın yanı sıra tuğla harç karışımı birkaç sıra ile de karşılaşılır.

Merkezi planlı yapılar erken Hıristiyanlık mimarisinin geliştirdiği bir yapı tipidir. Daha çok vaftizhane ve Martyrionlar’da uygulanmıştır. Bizans’ta en çok uygulanan oktogonal (sekizgen) plandır. Aziz Philip Martyrion’nun haçvari kollarla büyütülmüş bir martyrion’nu vardır.

Yapının içinde arşitrav-kaide-başlık-postament-sütun-mutulus guttae gibi az sayıda mermer mimari blok parçalarını da görmek mümkündür. Roma döneminde çok yaygın olan korint ve kompozit başlıklar Bizans döneminde de çokça kullanıldı. Martyrion’nun başlıkları mermerdir. Akanthus yapraklarında keskin hatlar vardır. Yumurta dizisi kaba işlenmiş, üstte ise ekhinus yer almaktadır.

Merkezi planlı yapı mezarlık alanı içinde yer almaktadır. Özellikle batı tarafında çok sayıda mezar görünür konumdadır. Bu mezarların çoğu, ev biçiminde ve lahit tipindedir.

Bu sekizgen yapı, Aziz’in mezarını koruduğu için Justianus döneminde yapılan St. Jean Bazilikası ile benzerlik göstermektedir. Bu iki yapıda Azizlerin anısını ve kültünü korumaktadır. Justianus döneminde ahşap çatılı dikdörtgen yapılar birleştirilmiştir. Bu plan tipi başlangıçta vaftizhane ve Martyrion’larda uygulanmıştır. Böylece merkezi bir alan oluşturulmuştur. Efes St. Jean kilisesi’nin kuzeyinde yer alan vaftizhane de 5. yüzyıl merkezi planlı yapıların en güzel örneklerinden biridir.

[1] Francosco D’andria, Hierapolis, İstanbul, 2003, s. 185.
[2] Çev, Erendiz Özbayoğlu, Ankara İtalyan Kültür Heyeti, Aslantepe Hierapolis Iasos Kyme Türkiye’daki İtalyan Kazıları, s. 106.